Reşadiye İskelesi

Pazar, Ocak 14, 2024

Geçen pazartesi kayadan inerken, Bkz: Gavur Evleri / Asar Taşı üç bölüme ayırmanın mantıklı geldiği uzun gezimizin ikinci bölümündeyiz. Hatırlarsanız Asar Taşı’nın üzerindeyken gördüğümüz, sonradan Yenişakran’ın Ilıca mevkisi olduğunu öğrendiğimiz sahile yürümeye karar vermiştik. Böyle zamanlarda geçtiğimiz yoldan değil de, farklı yerden yürümek daha makul olduğu için kayanın dik yamacı altındaki çeşme başında dinlenirken GPS nimetlerinden faydalandık ve bir patika bulduk. Kuzey Ege Otoyolu’nun Çandarlı Viyadüğü altından eski yol şantiyesine doğru, vadinin kıvrımından aşağı yürümeye başladık.

İzmir-Çanakkale karayoluna çıktıktan sonra karşıya geçip, bahçelerin arasındaki küçük bir ara yoldan sahile doğru devam ettik. Birkaç müstakil evin önünden geçerek ağır kokunun (muhtemelen rüzgar olmadığı için) bizi karşıladığı sahile ulaştık. Bu koku sahilde kuzeye doğru kurulmuş balık çiftliklerinden geliyordu. Rüzgar olmadığı için kokuya alışmakta başta biraz zorlansak da sonradan alışıp, önce sahilin güneyindeki harabe yapıyı ziyaret edip sonra da kuzeydeki balıkçılara doğru, bize eşlik eden iki yavru köpekle beraber dolaştık. Restorasyon geçirmiş sayıca az bazı müstakil yapılar ve eski antrepolardan ziyade dikkatimizi sahilin güneybatısında deniz içerisinde kalmış eski iskele kalıntıları çekti. Deniz oldukça temiz ve berraktı. Ufak turumuzda aslına uygun restore edilmediği her halinden belli Reşadiye (İskele) Camii’ni de ziyaret ettik.

19. yüzyılda V. Mehmet Reşat’ın tahta çıkışıyla Anadolu’da bir çok kasaba ve köyün Reşadiye ismi aldığı biliniyor. Bu isimden önce etrafındaki kireçli topraktan ötürü bölge, Osmanlıca, kireç, kireçtaşı anlamına gelen kilsten türemiş, Kilisköy, Kiliseköy olarak anılmaktaymış. Elaia körfezinin zamanla alüvyonla dolması sebebiyle limanın Reşadiye İskelesi’ne kaydırılmış olduğu varsayılırken, buradaki cami ve eski antrepoların inşasında kullanılan ve “kolaylıkla seçilebilen” antik taşların Elaia’dan getirilmiş olması da çok muhtemel.

Asar Taşı’ndan buraya geçerken sahilde ne olduğuna dair bir fikrimiz yoktu. Sadece Elaia’ya gideceğimiz yol üzerinde olduğunu varsaydığımız için spontane uğramak istemiştik. Bizim gibi düşünenler için sular çekilmiş dahi olsa Reşadiye’den Kazıkbağları sahiline doğrudan geçişiniz mümkün değil. Buradan Elaia Antik Kenti’ne ulaşım için biraz Çanakkale-İzmir karayoluna doğru yürüdükten sonra şansınız varsa soldaki çiti olmayan bir zeytin bahçesinden yürüyüp ulaşabilirsiniz.

Kendimce arkeolojik alanların bilinçsizce talan edilmesini engellemek amacıyla bu tarz mesajlara cevap vermiyor ve konumları yazıda özellikle paylaşmıyordum. Ancak görünen o ki, maalesef iyi niyetli olmayan kişiler buraları zaten bizden çok ziyaret ediyor. Okuyuculardan geçen hafta gelen geri dönüşlere istinaden gezdiğim rotaları artık “kısmen” paylaşacağım. Üçüncü bölüm; Elaia / Kazıkbağları

Gavur Evleri / Asar Taşı

Cuma, Ocak 5, 2024

Hafta sonu gezilerine başladığım dönemde çektiğim fotoğraflar ve yol notlarını belgesel niteliğinde düzenleyip kendimce arşivliyordum. Neredeyse her hafta sonuna yayılan bu geziler, bahsedilen yerlerle ilgili gerekli gereksiz bilgiler ve başımdan geçen maceralar artınca kendimce bir şeyler yapma ihtiyacı hissettim. Hem fotoğraf arşivini paylaşmak, hem de ilginç anıları ve notları bir internet günlüğüne çevirmek amacıyla yaklaşık altı ay evvel burada yazmaya karar verdim. Altı aylık google analytic raporlarına baktığımda, yazarken diğerlerinden farklı bir heyecan duyduğum içeriklerin en çok izlenenlerde olduğunu görmek açıkçası hoşuma gitti. Bu sebeple bahse konu gezilerin neredeyse ilki sayılabilecek bu serüveni yılın ilk yazısı olarak paylaşacağım. Haydi başlayalım.

Mevsimin tişört üzeri polarla dolaşmamıza olanak sağladığı güzel bir cumartesi sabahı sevgili dostum Mehmet Can ile Karşıyaka’dan yola çıktık. Varış noktamız, internette çok alakasız bir şey ararken denk geldiğim, Aliağa’nın Aşağı Şakran yakınlarındaki çeşitli nişlere sahip yekpare bir kaya kütlesiydi. İzban’ın kuzeydeki son istasyonunda inip, Dikili-Bergama yönüne giden herhangi bir otobüse bindik. Dağ başı ya da geniş arazilerin ortasından geçerken gördüğünüz manasız otobüs durakları vardır ya, işte o duraklardan birinde indik ve zeytin bahçeleri arasından, Kuzey Ege Otoyolu altından Aşağı Şakran’a doğru yürümeye başladık.

Yaklaşık üç buçuk kilometrelik yürüyüşün ardından geniş vadide karşımıza çıkan bu kaya kütlesini ilk gördüğümde, yıllardır kullandığım bu güzergahta bu detayı ilk defa farkediyorsam, kim bilir yakın çevremizde ıskaladığımız başka neler vardır diye düşündüm. Kısa bir yürüyüş sonunda daha sonra nekropol alanı olduğunu öğrendiğim bir başka zeytinlikten geçerek küçük bir patikayla kayanın yanına ulaştık, etraflıca gezinmeden evvel yolun bittiği yerde bir süredir ertelediğimiz kahvaltımızı yaptık.

İlgili dokümanlarda Armutalanı mevkiinde Gavurevleri olarak geçen bu işlem görmüş volkanik kaya kütlesinden etrafınıza baktığınızda Kaikos, yani Bakırçay havzasında önemli bir noktada gözüküyor. Aigai’den kuzeybatıya yönelen ve Elaia’ya ulaşan yol güzergahını tümüyle izleyen bir noktada bulunduğu için döneminde karakol işlevi görmüş olmalı. İçerisine bakıldığında karşılaştığınız adak nişleri ve diğer tamamlayıcı izler, tahkimat olarak kullanılmadan önce bir Kybele Tapınağı olma ihtimalini güçlendiriyor. En erken Geç Tunç Çağına tarihlenebilecek buluntulara rastlananan çevrenin, çoğunlukla Helenistik ve Roma dönemlerine ait kalıntılarla beraber Bizans dönemine kadar kesintisiz yerleşim gördüğü söylenebilir.

Merdivenin olduğu taraftaki sık ağaçlık yamaçtan çınarlı dereye inerken rastladığımız ortaya saçılmış bugüne kadar gördüğüm en büyük parçalara sahip siyah boyalı seramik parçaları maalesef definecilerin buraya olan ilgisini gösterir nitelikteydi. Gavurevleri de ne yazık ki benzer diğer arkeolojik alanlar gibi kaçak kazı ve tahribata maruz kalmış. Birçok yer çeşitli el aletleriyle delinmiş ve parçalanmıştı. Tahribat bir yana bu durum özellikle iç kısımda dolaşırken dikkatli olmanızı gerektiriyor, sağlam zannedip tırmanırken tutunacağınız bir kaya parçası diğer taraftan kopabilecek düzeyde tahribata uğramış olabiliyor. Ayrıca gelişi güzel kazılmış ve içi sonradan kuru yaprak ve otlarla dolarak gizlenmiş çukurlar nedeniyle çevrede yürürken de dikkat etmek gerekiyor. Bizim burada denk geldiğimiz en ilginç buluntu, kişisel bilgilerin de yer aldığı detaylı faturasıyla beraber düşürülen ya da burada unutulan dedektör kullanma kılavuzuydu.

Yaklaşık bir saate yakın vakit geçirdiğimiz kayadan ayrılırken saati iyi değerlendirdiğimize kendimizi ikna edip yürüyüşe devam etmeye karar verdik ve o gün yaklaşık on iki kilometrelik bir tur gerçekleştirdik. Üç ayrı noktaya uğradığımız bu gezinin ikinci bölümü olacak Ilıca mevkiini yakın zamanda paylaşacağım, herkese iyi seneler diliyorum.

İkinci bölüm, Reşadiye İskelesi – Üçüncü bölüm, Elaia / Kazıkbağları

Kaynak: Pergamon – 2010 Yakın Çevrede Gerçekleştirilen Yüzey Araştırmaları / Pergamon – 2011 Kent Çevresinde Gerçekleştirilen Yüzey Araştırmaları – Felix PIRSON – 2010/2011 – KTB/İzmir KVKBKM – 2014 – Pergamon’un Yolları: Antikçağ’dan Bizans’a Bakırçay (Kaikos) Havzası’nın Yol Sistemi – Murat TOZAN – 2017

Umurbey (Girizgah)

Pazar, Aralık 31, 2023

Geçtiğimiz yılın son dönemini İzmir’de kentsel dönüşümün hızla ilerlediği, Ege ve Umurbey semtlerini kapsayan bir belgesel fotoğraf çalışmasıyla tamamladım. Yirmi yıl evvel bu civarda rastgele çektiğim “analog” fotoğraflarla ortak bir noktada buluşamayınca konuyla ilgili planlı bir çalışma yapabilmek adına bu iki mahallede bir süre mesai yaptım. Kahvelerde bazı şehir efsanelerinin yanıtlarını ararken niceleriyle karşılaştım. Fotoğraflar neredeyse hazır ancak “girizgah” olarak, bir şeyler yazmak istediğim için bu satırlar. Şehir efsanelerinden Alsancak Stadı diyeyim; yaşı otuzdan büyük olanlar hatırlayacaktır.

İzmir’de düzenlenecek olan Universiade 2005 Dünya Üniversite Yaz Oyunları için tadilata giren Alsancak Stadı’nın aydınlatma direği temel kazısında, yaklaşık, elliye yakın insan iskeleti ortaya çıkmıştı. Medyada “Alsancak’ta toplu mezar bulundu” şeklinde yer bulan haberler üzerine inşaat durdurulmuş, ilgili makamlar tarafından inceleme başlatılmıştı. Bu esnada ortaya atılan, stadın Eski Rum Ortodoks Mezarlığı üzerine inşa edildiği söylentisi neredeyse en yaygın olanıydı. 1900’lü yılların başında İzmir-Aydın Demiryolu inşaatı için burada bulunan ve söz konusu alan ile gar sahası arasındaki boş arazide ara sıra futbol oynayan İngilizler, ilerleyen yıllarda Rum takımı Panionios’un kurulmasına vesile olmuşlardı. Kurtuluş Savaşı’na dek burada top koşturan Rumlar o dönemde kendi mezarlıklarının üzerine maç yapıyor olamazdı herhalde değil mi? Bunu araştırırken Levantine Heritage arşivinde denk geldiğim bir fotoğraf bu durumu gayet iyi çözüyordu. 1919 yılında Maccabi ile Wanderer takımları arasında oynanan maçta çekilen fotoğrafta mezarlık, Michael Archon şapeliyle beraber futbol sahasının doğu tarafında net bir şekilde gözüküyordu. Yine aynı kaynakta yer alan ek bilgide, günümüze ulaşamayan şapelin konumu, bir dönem Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılan yerleşkenin içerisindeydi.

Birbirini doğrulayan kaynaklarla beraber duruma istinaden Kent Arşivi ve Müzesi yetkililerinin açıklamasında, stadın bulunduğu bölgenin 1770’li yıllardan beri kent merkezine uzaklığı sebebiyle mezarlık olarak kullanıldığı, şehirleşmenin başlamasıyla ilk olarak 1912-1918 yılları arasında, daha sonra ise 1926-1934 yılları arasında bu alanla beraber kent içerisindeki mezarlıkların cenaze sahiplerine yapılan çağrılar sonrasında kaldırılıp taşındığı bilgisi aktarılmıştı. Bir diğer söylenti ise stadın bulunduğu Umurbey Mahallesi’nin eski isminin Darağacı olması, farklı dönemleri kapsayan idam söylentilerini beraberinde getirmişti. Vakti zamanında şehir yönetimini elinde bulunduran Kâtipzâde Hacı Mehmet Bey’in burada gerçekleştirdiği varsayılan idamlardan dolayı semtin bu ismi aldığı söylense de, gemi bakımlarının yapıldığı bu alanda darağacı ismi, teknik bir denizcilik terimi olarak Kâtipzâde Hacı Mehmet Bey’in İzmir yönetimine geldiği tarihten neredeyse otuz yıl evvel zaten kullanılmaktaydı. 

Stadın kuzeyinde, İzmir-Aydın ve Kasaba Demiryolu’nun kesiştiği yakın noktadaki bir diğer mezarlıkla girizgahı sonlandıracağım. Zaten en başından beri amacım konuyu şehir efsaneleriyle beraber buraya getirmekti, yalan yok. Fotoğraf için vaktimin büyük kısmının geçtiği Mortake olarak bilininen Ege Mahallesi’nin bu gayriresmi adı, aslında batısında yer alan Kahramanlar semtininin eski ismi Mortakya’dan devşirilmiş. Ölüler ülkesi anlamına gelen Mortakia, bu ismi İzmir’in ilk karantinasına ev sahipliği yaparken, dönemin yaygın hastalıkları sebebiyle burada hayatını kaybedenlerin defnedildiği mezarlıklardan almış. Artık tamamlamalıyım. Bu süreçte gözlemlediğim kadarıyla Umurbey, üzerindeki, akıbeti henüz belli olmayan, endüstri mirasları sebebiyle biraz bekleyecek gibi gözükse de, Ege Mahallesi’den dönüşüm birçok yönden hızla ilerliyor.

Kaynaklar: Former Smyrna Churches – LevantineHeritageFoundationAndrew Simes ve Forum Üyeleri, 2010/11, Osmanlı İmparatorluğu’nda Ayânlar ve bir Ayân ailesi olarak Kâtipzâde ailesi – Nergiz ÇELEN – 2019, Alsancak Stadı’nda çok sayıda iskelet bulundu – 31.12.2004 tarihli Hürriyet Gazetesi, Statta toplu mezar şoku – 31.12.2004 tarihli Milliyet Gazetesi, Alsancak Stadı’nın altı iskeletlerle dolu çıktı – 30.12.2004 tarihli Sabah Gazetesi – Kadir KEMALOĞLU, İzmir’in Tarihi – Raif Nezihi – 1926/2001, İzBB Apikam Arşivi.