Tepecik Tebhirhanesi
Perşembe, Ocak 22, 2026

Tebhirhaneler, Osmanlı’nın son döneminden erken Cumhuriyet yıllarına uzanan süreçte, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede önemli bir rol üstlenen kamusal dezenfeksiyon merkezleriydi. Salgın hastalıkların sıkça görüldüğü dönemlerde, hastalara ait giysi ve eşyalar bu tesislerde yüksek ısıda buharla temizlenir, ev ve işyerleri ise özel ekipler tarafından dezenfekte edilirdi. Halk arasında “uyuz hamamı” olarak da anılan tebhirhaneler, kent sağlığını korumaya yönelik, bireysel tedaviden çok toplum sağlığını önceleyen modern halk sağlığı anlayışının erken örnekleri arasında yer almaktaydı. Osmanlı’da ilk tebhirhane, 1893 yılında İstanbul’da görülen kolera salgını sırasında, Pasteur Enstitüsü’nden gelen Dr. André Chantemesse’in hazırladığı rapor doğrultusunda Gedikpaşa’da açılmış. 1911 yılından sonra tebhirhaneler Müessesat-ı Hayriye-i Sıhhiye Müdürlüğü’ne devredilmiş, 1913 tarihli Vilayat İdare-i Sıhhiye Nizamnamesi ile vilayet ve sancak belediyelerine tecrithane ve tebhirhane kurma yükümlülüğü getirilmiş.
İzmir’de sık görülen salgın hastalıklarla mücadele etmek amacıyla, tifo, çiçek ve kuşpalazı gibi hastalıkların yoğunlaştığı bölgelerde temizlik ve dezenfeksiyon çalışmalarını yürütmek üzere İzmir Belediyesi tarafından otoklav (etüv) makineleri satın alınmış. Ayrıca yeni bir yönetmeliğe göre, eski eşya ve giysilerin satılmadan önce mutlaka dezenfekte edilmesi ve bu işlemin ardından kurşun mühürle mühürlenmesi zorunlu tutulmuş, bu uygulama için de Gureba-i Müslimin Hastanesi (Konak) yanında bir tecrithane açılmış, buraya getirilen eşya ve giysiler fenni temizlikten geçirilmiş. İlerleyen yıllarda salgın hastalıklarla daha etkin mücadele edilebilmesi için müstakil bir tecrithaneye ihtiyaç duyulunca vilayet bütçesinden yapımı için ödenek ayrılması talep edilmiş. Bahse konu dönemde İzmir’de dört adet seyyar etüv makinesi bulunmaktaymış. 1926 yılında bir proje hazırlanmış ve belediyeye sunulmuş. 18 Mart 1926 yılında toplanan Vilayet Sıhhiye Komisyonu’nda tecrithanenin Emraz-ı Sariye ve İstilaiye Hastanesi (Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları Hastanesi ya da İzmir Göğüs Hastanesi) yanına inşa edilmesine karar verilmiş. Tebhirhane işlevini yitirdikten sonraki süreç hakkında henüz bir kaynağa ulaşamadığım, yakın zamana kadar Mezarlıklar Müdürlüğü Gasilhanesi olarak kullanılan bu tarihi yapıyı yakından inceleme fırsatı buldum. Beklediğim izin ve bilgilere istinaden yazıyı ve fotoğrafları güncelleyeceğim. Son güncelleme; 21.01.2026
Kaynaklar: 1929-1945 yılları arasında İzmir’de salgın hastalıklar ve çözüm arayışları – Mehtap GÜLÇİÇEK – 2019, İzmir’de Sağlık (1920-1938) – Mehmet KARAYAMAN – 2005
Yorum Ekle